Kimlik doğrulandı. Sorumluluk doğrulanmadı
Otonom ajanlar finansal sisteme yeni bir aktör sınıfı olarak girdi, ama yanlarında bir sorumluluk kaydı getirmediler. Kimlik teknolojisi hazır: imza şemaları, kredensiyel formatları, anahtar dizinleri çalışıyor. Ödeme raylarında konuşlanmış olan ise ajanın kimliği değil, oturumu. Çözülmeyen soru, bir ajan birinin adına taahhüt verdiğinde faturanın kime kesileceği. Finansal Teknoloji kurucusu Ümit Özdemir, Türkiye'nin açık bankacılık rejiminin bu boşluk için hazır bir zemin sunup sunmadığını tartışıyor.

Bir etkinlik salonundasınız. Kayıt masası çalışıyor, herkesin yakasında bir kart var. Salonda 100 kişi var.
Bunların 53'ü insan değil.
Yürüyorlar, soru soruyorlar, formu dolduruyorlar. Kartları geçerli… Kapıdaki görevli onları içeri aldı, çünkü kart okundu ve sistem geçerli dedi.
13'ü davetli. Salonun düzenine katkı veriyor: notunu alıyor, arşive işliyor, kim ne konuştu kayda geçiriyor. 40'ı davetli değil. Cüzdan karıştırıyor, başkasının adına imza atıyor, aynı hediye çekini kırk kez kuyruğa sokuyor, çıkışta katılımcı listesini kopyalıyor.
Bu ayrımı gözle yapamıyorsunuz. İkisi de aynı kapıdan, aynı adımlarla, aynı hızda yürüyor.
Sonra salonda bir sorun çıkıyor. Bir kayıt siliniyor, bir hesap boşalıyor, bir yanlış talimat işleniyor.
Sorumluyu arıyorsunuz.
Bugün böyle bir durumda yapılan şey şu: log kayıtları elle inceleniyor, rızanın kapsamı sözleşmelerden geriye doğru yeniden kuruluyor. Bu işlem haftalarla ölçülüyor. İncelenen davranış ise milisaniyelerle.
Siz o kayıtları incelerken, o 53 kişi salondan çoktan çıkmış. Yerlerine yeni 53 kişi girmiş. Aynı kartlar, farklı taşıyıcılar.
Yaka kartının ikinci işi
Bir konferansa girerken iki kez durursunuz. Birincisi kapıdadır: güvenlik görevlisi çantanıza bakar, tehlikeli bir şey taşımadığınıza kanaat getirince sizi geçirir. İkincisi kayıt masasıdır: adınızı, kurumunuzu ve kimin davetlisi olduğunuzu söylersiniz, karşılığında bir kart alırsınız.
Kart iki iş görür ve ikincisi genelde fark edilmez.
Birincisi görünür olan. Kart bir geçiştir. Oturum salonlarına, yuvarlak masaya, akşam resepsiyonuna onunla girersiniz.
İkincisi kartın üstünde yazılıdır ama kimse ona bakmaz: alt satırdaki kurum adı. Salonun içinde bir taahhütte bulunduğunuzda, o taahhüdün kime fatura edileceğini söyleyen şey odur. Kartın üst satırı sizi içeri alır, alt satırı sizi bir adrese bağlar.
İkisi aynı plastiğin üstünde olduğu için ayrı iki şey olduklarını fark etmeyiz. Ajanlarda bu ikisi ayrıldı. Erişim geldi, kayıt gelmedi.
Asıl ürün güven değil, adres
Finansal sistemin her aktörü içeri girerken yanında bir kayıt getirir. Müşteri kimliğini getirir. Banka lisansını getirir. Ödeme kuruluşu yetki belgesini getirir. Bu kayıtlar yalnızca kim olduğunu söylemez. İş ters gittiğinde kime dönüleceğini de söyler.
Finansal düzenlemenin asıl ürünü güven değil, adrestir.
Otonom ajanlar sisteme bu adres olmadan girdi. Kendi adlarına değil, birinin adına hareket ediyorlar. Bir talimatı yorumluyor, bir karar veriyor, bir ödeme başlatıyorlar. Arkalarında duran sorumluluk zinciri ise mevcut kategorilerin hiçbirine oturmuyor. Müşteri değil. Kurum değil. Aracı değil. Ama üçünün de yaptığı işi yapıyor.
Rakamların arkası
Salondaki 53 rakamı uydurma değil. Thales ve Imperva'nın Nisan 2026'da yayımladığı Bad Bot Report'a göre 2025 yılında küresel web trafiğinin yüzde 53'ü otomatikti, insan payı yüzde 47'ye indi. Bunun yüzde 40'ı kötü niyetli bot, yüzde 13'ü iyi niyetli otomasyon. Kötü bot oranı bir önceki yıl yüzde 37'ydi, yani üç puan artmış.
Finansal hizmetler bu tablonun en keskin ucunda: tüm bot saldırılarının yüzde 24'ü ve hesap ele geçirme vakalarının yüzde 46'sı bu sektörde. Saldırıların yüzde 27'si doğrudan API uçlarına yöneliyor. Yani salonun kapısına değil, mutfağın arka kapısına.
Ölçüm merceğine göre rakam değişiyor ve fark küçük değil. Cloudflare, yalnızca HTML sayfa isteklerine baktığı için daha yüksek bir oran görüyor. Kurucu ortak ve CEO Matthew Prince 3 Haziran 2026'da eşiğin geçildiğini duyurduğunda oran yüzde 57'ydi. Bu satırların yazıldığı 4 Ağustos 2026 sabahı Cloudflare Radar'ın dünya geneli panosunda son yedi gün için gösterilen dağılım şuydu: bot yüzde 61, insan yüzde 39.
Tek bir yedi günlük kesitten trend çıkarmak doğru olmaz, oran haftalar içinde dalgalanıyor. Ama yönü tartışmalı değil. Prince, Mart 2026'da SXSW'de eşiğin 2027'de geçileceğini söylemiş, sonra tahminini 2027 başına çekmişti. Haziran'da geçildi ve geçtikten sonra yavaşlamadı. Karşılaştırma noktası da çarpıcı: üretken yapay zeka öncesinde bot oranı yüzde 20 civarındaydı.
İki ölçüm de doğru, ikisi de farklı yerden bakıyor. Biri geçen yılın tamamını ve tüm trafiği, diğeri bu haftayı ve dar bir dilimi ölçüyor.
Bu bir siber güvenlik sorunu değil
Güvenlik "içeri girmesin" diye çalışır. Kapıda durur, tanımadığını çevirir.
Buradaki ihtiyaç farklı. Girsin. Girmesi zaten isteniyor, fayda orada. Ama kimin adına girdiği, neye yetkili olduğu, yetkinin ne zaman bittiği ve iş ters gittiğinde kime dönüleceği önceden belli olsun.
Güvenlik kapıyı tutar. Sorumluluk defteri tutar. Bu ikisi aynı iş değil ve bugün eksik olan ikincisi.
Bugün elimizde kimlik doğrulama var. API anahtarı, OAuth, oran sınırlama. Hepsi tek bir soruyu cevaplıyor: bu istek geçerli mi?
Cevaplamadığı soru şu: bu ajanı kim, hangi yetkiyle, ne kadar süreyle, hangi sınırlar içinde gönderdi ve bu yetkiyi kim geri alabilir?
Ödeme raylarında bugün yaygın olarak konuşlanmış olan şey kimlik değil, kimlik bilgisi. API anahtarı, oturum belirteci, paylaşılan servis hesabı. Bir sırra sahip olunduğunu kanıtlıyor, kim olunduğunu değil. Sırrı taşıyan her neyse, o ajandır.
Ajana kalıcı ve çözümlenebilir bir kimlik vermeye çalışan yaklaşımlar var. Merkeziyetsiz tanımlayıcılar, doğrulanabilir kimlik belgeleri, kurumsal iş yükü kimliği. Bunlar tam da bu boşluğu kapatmak için tasarlandı ve olgunlaşıyorlar. Mesele konuşlanma hızları, ve konuşlansalar bile cevapladıkları sorunun sınırı.
Kimlik "bu kim?" sorusunu cevaplar. Sorumluluk kaydı "iş ters giderse kim öder?" sorusunu. Birincisi için teknoloji hazır. İkincisi için kamusal bir karşılık yok.
Bugünün baskın pratiğinde ajanın kimliği değil, oturumu vardır. Oturum bitince taşıdığı her şey biter. Sorumluluk zinciri tam burada kopuyor: eylemi yapan taraf, eylemin sonucunu taşıyacak tarafla bağlı değil.
Somut hali
Lisanslı bir kuruluş ödeme başlatma yetkisini bir yapay zeka ajanına devrediyor. Ajan dakikalar içinde kendisine verilen kapsamı aşıyor. İşlem gerçekleşiyor.
Kuruluş sorumluluğu reddediyor, müşteri rızayı reddediyor. Denetleyicinin ise bu ajanı kimin yetkilendirdiğini, hangi kapsamla yetkilendirdiğini ve o yetkinin işlem anında hâlâ geçerli olup olmadığını tespit edecek operasyonel bir yolu yok.
Salonun sahibi elindeki listeye bakıyor. Listede karşılığı olmayan bir imza var ve altında kimin durduğu belli değil.
Ortada hiçbir şey yok demek de doğru olmaz
Alan boş değil. Son on beş ayda ciddi bir inşa faaliyeti yaşandı.
Mastercard, Agent Pay'i 29 Nisan 2025'te duyurdu. Agentic Token, kart hamilini, kayıtlı ajanı ve yetki kapsamını tek kredensiyelde bağlıyor. Visa, Intelligent Commerce'i ertesi gün açıkladı, Trusted Agent Protocol 2025 sonbaharında geldi. Google'ın Agent Payments Protocol'ü Eylül 2025'te altmıştan fazla kuruluşla duyuruldu ve her iki kart şeması da katıldı. Mart 2026'da Mastercard Verifiable Intent yayımlandı: kimliği, niyeti ve eylemi kriptografik bir delegasyon zincirinde birleştiren katmanlı bir kredensiyel formatı.
Kamu tarafı da hareket etti, ama daha geriden. NIST'in siber güvenlik mükemmeliyet merkezi 5 Şubat 2026'da yazılım ve yapay zeka ajanlarının kimliklendirilmesi ve yetkilendirilmesi üzerine bir konsept belge yayımladı, görüş süresi 2 Nisan'da kapandı. Belgenin çıkış noktası bu yazının tespitiyle aynı: ajanlar bugün paylaşılan kimlik bilgileriyle çalışan anonim otomasyon konumunda ve kurumsal kimlik sistemleri içinde tanımlanabilir varlıklar haline gelmeleri gerekiyor. Bu henüz bir standart değil, bir gösterim projesi önerisi. EMVCo ise 20 Kasım 2025'te mevcut kart spesifikasyonlarının agentic ödemeleri nasıl destekleyebileceğini çalıştığını duyurdu.
FATF ise 22 Aralık 2025 tarihli yapay zeka ve deepfake tarama raporunda, yapay zeka üretimi içeriğin müşteri durum tespitini ve biyometrik doğrulamayı atlatmak için kullanıldığını, gerçek ve uydurma verilerin birleştirildiği melez sentetik kimliklerle hesap açıldığını tespit etti.
Yani sorun standart yokluğu değil, üzerinde anlaşılmamış standart çokluğu. Her yapı kendi kapalı halkasında çalışıyor: Visa'nın dizini, Mastercard'ın dizini, kimlik konsorsiyumlarının şemaları. Ortak bir referans yüzeyi henüz yok.
Zincirin ikinci halkası
Mevcut yaklaşımlar bir insanın bir ajana yetki verdiği tek adımlı devri iyi çözüyor. Ajan bir başka ajana devrettiğinde ise zincir dayanağını kaybediyor. Nisan 2026 tarihli bir akademik ön baskı bunu çözülmemiş bir mimari boşluk olarak tanımlıyor: birinci ajan kredensiyellendikten sonra ikincinin ne yapacağını kısıtlayacak bir mekanizma bulunmuyor ve üçüncü, dördüncü halkada hangi insan sorumlunun hangi eylemi yetkilendirdiğini kanıtlayabilen konuşlandırılmış bir protokol yok.
Kayıt masasına dönelim. Ajan yanında ikinci bir ajanla gelir ve "bu da benim adıma burada" derse, defterde bunu yazacak satır yoktur. Bugünün cevabı birincinin sözüne dayanır. Bir güven zinciri değil, bir güven varsayımı.
Teknik cevap aslında biliniyor. Yetkiyi kimliğe değil, yetkinin kendisine bağlarsınız. Devredilebileceği sınır, bölünebileceği ölçü ve geçerlilik süresi baştan yazılır. Bu yaklaşım onlarca yıldır biliniyor ve iyi çalışıyor. Ödeme raylarında ise yaygın olarak konuşlanmış değil.
Konuşlansa bile bir şey eksik kalır. Kusursuz işleyen bir yetki zinciri size işlemin yetkili olduğunu söyler, kimin sorumlu olduğunu söylemez. Elindeki kâğıt geçerli, imzalar doğru, kapsam belli. Ama kâğıdın hangi kurumdan çıktığı yazmıyorsa, gece bittiğinde defterdeki satır hâlâ boş kalır.
Yükümlü taraf
Müşterini tanı kuralının dört ayağı vardır: bir düzenleyici, bir yükümlü kurum, bir kayıt ve bir yaptırım.
Ajan tarafında bu dördü de var görünüyor. Sorun, hiçbirinin kamusal olmaması. Mevcut çerçevelerin düzenleyicisi kendileri, yükümlüsü kendi programına katılan taraf, kaydı kendi dizini, yaptırımı da programdan çıkarmak. Dört ayak da bir özel sözleşmenin içinde duruyor ve o sözleşmeyi hem yazan hem uygulayan aynı taraf.
Bu bir denetim rejimi değil, bir üyelik sözleşmesidir. İşlevsizdir demiyorum, ticari olarak son derece işlevsel. Ama kamusal sorumluluk üretmiyor. Program sona erdiğinde ya da taraf programdan çıktığında, geriye dönülecek adres de kalmıyor.
Türkiye'de defter zaten var
İnsanlar için bu sorunu çoktan çözmüştük. Vekalet var, imza sirküleri var, yetki matrisi var. Ortak özellikleri şu: yetkiyi verenin kim olduğu, kapsamın ne olduğu ve iptalin nasıl işleyeceği baştan kayıtlıdır.
Türkiye'de bunun dijital karşılığı da kurulu. Ödeme Hizmetleri Veri Paylaşım Servisleri çerçevesinde müşteri, hesabının bulunduğu kuruluşa doğrudan girmeden, araya giren yetkili bir üçüncü taraf üzerinden hesabına erişiyor veya ödeme başlatıyor. Sistem, birinin bir başkası adına hareket etmesini istisna olarak değil, tanımlı bir akış olarak ele alıyor.
Dört ayak da yerinde. Düzenleyici Merkez Bankası. Yükümlü taraf yetkilendirilmiş ödeme hizmeti sağlayıcısı ve bu yorum değil, yazılı hüküm: TCMB'nin ilgili rehberi, hesap hizmeti sağlayıcısına karşı teknik, idari ve hukuki sorumluluğu taşıyan tarafın yetkilendirilmiş sağlayıcı olduğunu açıkça belirtiyor. Kayıt, güçlü kimlik doğrulamanın ardından oluşturulan ve erişim belirteciyle ilişkilendirilen rıza nesnesi. Yaptırım, faaliyet izni ve sertifikasyon.
Dahası, rızanın kapsamı teknik olarak da bağlayıcı. Kapsam dışına çıkan bir çağrı hata dönüyor, belirtecin süresi dolduğunda erişim kapanıyor. Yani kapsamı ve süresi sınırlı delegasyon burada teorik bir öneri değil, üretimde çalışan bir kural.
Buradan çıkan tez şu: ajan için sıfırdan bir kategori icat etmek yerine, onu mevcut delegasyon rejimine yeni bir aktör sınıfı olarak yerleştirmek mümkün olabilir. Sorulacak soru yeni bir rejim gerekip gerekmediği değil, ajanın bu rejimde nereye oturacağı.
İki ihtimal var ve ikisi çok farklı sonuçlar doğurur. Ajan, yetkilendirilmiş bir sağlayıcının kartıyla ve onun sorumluluğu altında mı hareket edecek? Bu durumda hukuki adres bellidir ama ajanın kendi kimliği görünmez, birden çok ajanın aynı kartla girmesi ayırt edilemez. Yoksa ajanın kendi kaydı mı olacak? Bu durumda ajan görünür hale gelir ama arkasında duracak yükümlü tarafın kim olduğu yeniden sorulmalıdır, çünkü bir yazılımın faaliyet izni olmaz.
Bu bir tespit değil, sınanması gereken bir tez. Aksini savunan teknik gerekçeleri duymak isterim, özellikle de birinci ihtimalin yeterli olduğunu düşünenlerden.
Sınırı da kendim çizeyim. Buraya kadar anlattığım her şey düzenlenmiş raylar üzerinde hareket eden ajanlar için geçerli. Kimsenin izin vermediği bir ortamda, arkasında hiçbir kurum olmadan çalışan bir ajan bu çerçevenin dışında kalır ve bu yazı o soruyu çözmüyor. Yalnızca şunu not edeceğim: merkeziyetsiz sistemler gerçek yükümlülükle her temas ettiklerinde kayıt ve lisanslı aracı ithal etmek zorunda kaldılar.
Sonuç Olarak
Kapı açıldı, defter açılmadı.
Bu yazı bir çözüm önermiyor, çözümün nerede aranmayacağını söylüyor. Daha iyi kimlik teknolojisinde aranmayacak, çünkü imza şemaları ve kredensiyel formatları zaten hazır. Daha iyi güvenlikte de aranmayacak, çünkü sorun içeri girilmesi değil.
Aranacağı yer, defteri kimin tutacağı sorusu. Bugün masada üç ihtimal var.
Kart şemalarının kendi dizinlerini işletmeye devam etmesi. Hızlı ve zaten yürüyor, ama ortaya çıkan şey bir denetim rejimi değil, birden çok üyelik sözleşmesi.
EMVCo ya da NIST gibi ortak bir gövdenin şemayı standartlaştırması. Parçalılığı azaltır, fakat standart yükümlü taraf yaratmaz. Şema kimin sorumlu olduğunu söylemez, yalnızca verinin nasıl taşınacağını söyler.
Mevcut delegasyon rejimlerinin ajanı içine alacak şekilde genişletilmesi. En yavaş yol, çünkü ülke ülke ilerler. Ama sorumluluğu bir kuruma bağlayabilen tek yol da bu görünüyor.
Hangisinin baskın çıkacağını bilmiyorum ve bilmediğimi söylemek tahmin yürütmekten daha dürüst. Bildiğim şu: üçüncüsü olmadan ilk ikisi ticari altyapı üretir, kamusal sorumluluk üretmez.
Kapıyı tutan güvenlik görevlisi salonun sahibi değildir. Defteri tutan sahibidir.
Salona kimin girdiğini bilmiyorsanız, salonun sahibi siz değilsinizdir. Kimin adına girdiğini bilmiyorsanız, salonu yönetmiyorsunuz demektir.
Sesli Dinle
Finansal Teknoloji, Ödeme Sistemleri ve Regülasyon Analisti
Finansal teknoloji, ödeme sistemleri ve regülasyon alanlarında çalışan analist ve yayıncıdır. FT Finansal Teknoloji’de fintech ekosisteminin yapısal dönüşümü, finansal mimari ve regülasyon etkileri üzerine analizler üretir.
